Ana Sayfa Nükteler Bilge Derviş, Şakir Ağa ve Sultanın parmağındaki yüzük…

Bilge Derviş, Şakir Ağa ve Sultanın parmağındaki yüzük…

60
0

1- Kadim bir hikâyedir bu…

Aslında bir kıssadan payımıza düşen bin hissedir.

Ne zaman yaşandığını kimse bilinmez çünkü her gün, her insanın iç dünyasında yeniden yaşanır. 

2- Çok eski zamanların birinde dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra akşam üzeri bir köye ulaşır.

Yorulmuştur. 

3- Karşısına çıkan köylülere kendisine yardım edecek, yiyecek ve kalacak yer verecek biri olup olmadığını sorar. 

4- Köylüler ise biz fakiriz kendi karnımızı zor doyuruyoruz ama az ileride Şakir Ağanın çiftliği var. Oraya giderseniz size gereken özeneni gösterir diyerek dervişe Şakir Ağanın çiftliğini tarif ederler. 

5- Derviş yola koyulur, yolda birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir Ağanın bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Sohbetleri sırasında bölgedeki ikinci zenginin Haddad adında bir başka çiftlik sahibi olduğunu öğrenir. 

6- Derviş, Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır… 

7- Yola koyulma zamanı gelen Derviş, Şakir’e teşekkür ederken “Böyle zengin olduğun için hep şükret” deyince Şakir “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer…” diyerek misafirini yolcu eder. 

8- Derviş, Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. 

9- Birkaç yıl sonra, Derviş’in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlayınca yanına uğramaya karar verir. 

10- Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir’den söz eder. “Haa o Şakir Ağa mi?” der köylüler “O iyice fakirleşti, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor…” 

11- Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, bir hayli de perişandır. 

12- Şakir Ağa üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olduğunu evinin yıkıldığını, topraklarının da işlenemez hâle geldiği anlatır. 

13- Şakir, bu kez Dervişi son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır…

14- Derviş, vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyleyince Şakir Ağa yine “Üzülme… Unutma, bu da geçer…”der. 

15- Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düştüğünde Şakir’i arar. Köylüler ona bir tepeyi işaret ederler. 

16- Derviş tepeye çıkınca bakar ki tepede Şakir’in mezarı vardır ve dikkat edince mezar taşında “Bu da geçer yahu” yazdığını görür. Ve Derviş, “Ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider… 

17- Bilge Derviş bir YIL SONRA Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner. Fakat birde bakar ki ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır… 

18-Bilge Derviş, Şakir Ağanın hayatıyla verdiği mesajın manevi ikliminde yaşarken bir gün kapısı ülkenin sultanın adamları tarafından çalınır. 

19- Sultan kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını istemiştir. 

20- Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın.. 

21-Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamadığı için sultan bu duruma öfkelenmiş adamları son çare bilge dervişten yardım istemişlerdir. 

22- Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. 

23- Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur 

24- Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır. Yüzüğün üzerinde “Bu da geçer ya hu” yazmaktadır. 

25-Şakir Ağanın bu kadim kıssası asırlardır dilden dile anlatılır. “Bu da geçer ya hu” zırh olur kuşatır. 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz